Yadırgamam Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından İnceleme
Sokakta yürürken, toplu taşımada yol alırken, bazen işyerinde otururken ya da sosyal medyada gezinirken sürekli gözlemlediğimiz, duyduğumuz ya da fark ettiğimiz bir şey vardır: Yadırgamak. Kimi zaman bir bakış, bir yorum, bazen de basit bir sessizlik, birinin ya da bir şeyin “farklı” olduğuna dair toplumsal bir tepkiyi yansıtır. Ama, tam olarak “yadırgamam” ne demek? Bu kelime, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında farklı anlamlar kazanır. Her birimiz, bu kelimenin neyi ifade ettiğine dair farklı bir deneyim yaşarız. Peki, kimler, hangi durumlarda daha fazla yadırganır? Yadırgamam ne demek sorusunu, toplumsal cinsiyet rolleri ve sosyal yapılar üzerinden ele almak, bu sorunun daha derin bir şekilde anlaşılmasını sağlar.
Yadırgamam Ne Demek? – Tanım ve Anlamı
Yadırgamam, bir kişinin, grup ya da durumu toplumun genel beklentilerinin dışına çıkmış ya da alışılmadık bir biçimde davranmış olarak algılaması, bu durumu tuhaf, garip veya olağan dışı olarak değerlendirmesi durumudur. Bu “gariplik” algısı genellikle kültürel normlara, toplumsal değerlere ve yerleşik cinsiyet rollerine dayanır. Bir toplumda belirli bir davranışın ya da kimliğin norm olarak kabul edilip edilmemesi, o toplumun nasıl bir çeşitlilik anlayışına sahip olduğunu gösterir. Yadırgamak, toplumsal yapının “ne olmalı” ve “ne olmamalı” diye çizdiği sınırların dışına çıkan her şey için bir yargı süreci başlatır.
Yadırgamanın Toplumsal Cinsiyetle İlişkisi
İstanbul’da yaşayan, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan 29 yaşında bir genç olarak, yadırgama olgusunun toplumsal cinsiyetle nasıl kesiştiğini sürekli gözlemliyorum. Toplumumuzda kadınlar ve erkekler için çizilmiş belirli roller vardır. Kadınların “zarif”, “nazik” ve “annelik” gibi normlara uygun olmaları beklenirken; erkeklerden “güçlü”, “sert” ve “dominant” olmaları beklenir. Ancak bu kalıpların dışında kalan bir davranış ya da kimlik hemen yadırganır.
Bir gün, sabah işe gitmek için Kadıköy’deki bir otobüse bindim. Yanımda genç bir erkek vardı; etrafındakiler ona biraz garip bakıyordu. Genç adam, etrafındaki tüm erkeklerden farklı olarak pastel tonlarında bir gömlek giymişti. Belki de bu onun tarzıydı, belki de yalnızca kendini bu şekilde ifade etmek istiyordu. Ama etrafındaki insanların bakışlarından anladım ki, bu durum, toplumsal olarak bir anormallik olarak algılanıyordu. Diğer yolcuların gözleri, adamın kıyafetine odaklanmıştı. Kimisi kıkırdıyor, kimisi başını çevirip göz ucuyla bakıyordu. O genç adamın kendini ifade biçimi, sadece etrafındaki insanların değil, toplumsal cinsiyet normlarının da “normal” kabul etmediği bir yerdi. Bu tür bir “yadırgama” durumu, sadece erkekler için değil, kadınlar için de geçerli.
Bir başka örnek olarak, kadınların iş dünyasında yer aldığı ancak “erkeksi” özellikler gösterdiğinde, yani çok dominant ya da agresif olduklarında hemen “erkeksi” ya da “kadınsı olmayan” gibi etiketlere tabi tutulduğunu görmek de bu yadırgamanın bir başka biçimidir. Kadınlar, iş dünyasında ya da liderlik pozisyonlarında başarılı olduklarında dahi, toplumsal normlar onları bir tür sapma olarak görür. Bu yüzden, iş yerlerinde başarılarıyla öne çıkan kadınlar, bazen dışlanır ya da yadırganır.
Yadırgamanın Çeşitlilik ve Sosyal Adaletle Bağlantısı
Yadırgamam, çeşitliliğin ve sosyal adaletin her geçen gün daha fazla ön plana çıktığı dünyamızda, büyük bir sorun teşkil etmeye devam ediyor. Toplumda çeşitli kimlikler, etnik kökenler, cinsel yönelimler, dini inançlar ve beden tipleri ile ilgili yadırganmalar, sosyal adaletsizliğin temel taşlarındandır.
Geçen gün, İstanbul’da bir kafede çalışırken, masama oturan bir grup gençten birinin cinsel yönelimini ifade etmesiyle bir anda bir gerilim oluştu. Etraftaki masalar, bu grubun varlığına ve söylediklerine dikkat kesilmişti. O an, birinin kimliğini açıkça ifade etmesi, bu kimlik toplumun geneline “uymazsa” yadırganacak bir şeymiş gibi algılandı. Kimse bu kişinin kendini ifade etmesine zarar vermedi; ancak herkesin bakışları, sözlerinin arkasındaki yadırgamayı ve dışlanmayı belirginleştiriyordu. Bu durum, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim ile doğrudan ilişkilidir. Farklı cinsel yönelimlere sahip bireyler, toplumda sıkça yadırganır ve ayrımcılığa uğrarlar.
Çeşitlilik açısından bakıldığında, insanların sosyal ve kültürel kimlikleri; etnik, dini, dilsel farklılıkları, toplumda nasıl karşılanacağı hakkında toplumsal bir kod oluşturur. Eğer bir birey bu kodlardan saparsa, bu durum kolayca “yadırganmak”la sonuçlanabilir. Örneğin, Kürt bir kişinin İstanbul’daki bazı mahallelerde sesini yükseltmesi ya da farklı bir dilde konuşması, bazen etrafındaki insanlar tarafından garip bir biçimde algılanabilir. Yadırganma, sadece cinsiyetle değil, dil, din ve ırk gibi kimliklerle de bağlantılıdır.
Yadırgamamanın Olabileceği Bir Gelecek: Sosyal Adalet ve Empati
Toplumlar, çeşitliliği ve farklılıkları kabul ettikçe yadırgama olgusu da azalmaya başlar. Yadırgamamanın olduğu bir dünya, herkesin kimlikleriyle özgürce var olduğu, kendisini ifade edebildiği ve saygı gördüğü bir toplum olur. Yadırgamamak, toplumsal adaletin temel taşlarından biridir.
Sosyal adalet, bireylerin sadece eşit haklara sahip olmasını değil, aynı zamanda farklılıklarını kabul edip bu farklılıkları kutlamayı da içerir. İnsanlar, birbirlerini yadırgamadan, başkalarının kimliklerine saygı göstererek bir arada yaşamalıdır. Bu, toplumsal cinsiyet normlarının dışına çıkan erkekleri, kendi bedenini farklı bir şekilde tanımlayan kadınları, farklı kültürel geçmişlere sahip bireyleri yadırgamamayı içerir.
Bu anlamda, “yadırgamam” demek, sadece farklılıkları kabul etmek değil, aynı zamanda bu farklılıkları bir zenginlik olarak görmek demektir. Kendi kimliğinden ödün vermeyen ve başkalarının kimliklerine saygı gösteren bir toplum, herkesin kendini rahatça ifade edebileceği bir toplum yaratır.
Sonuç
Yadırgamam, sadece bir kelime değil, toplumsal yapının, normların ve adaletin nereye evrildiğini gösteren bir kavramdır. Toplumlar, farklı kimlikleri, kültürleri ve inançları yadırgamamak, bunlara saygı göstermek adına büyük bir dönüşüm geçirmektedir. İstanbul’daki sokaklarda, otobüslerde, işyerlerinde karşılaştığımız her farklılık, toplumsal yapımızın ne kadar esnek ve adil olduğunun bir göstergesidir. Bu yazıyı okurken, belki de ilk defa, birinin farklılığına yadırgayarak bakarken, aslında ne kadar farklı olduğumuzu ve bu farklılıkların toplumsal gelişime katkı sunduğunu düşünmeliyiz.