Ekmel Varlık Delili Kimin?
Bir Kayseri Gecesinde Başlayan Sorular
Kayseri’nin o soğuk akşamlarında, bir akşam çayı içmek için pencerenin kenarına oturduğumda, aklımdan geçen düşünceler yine beni kıskıvrak yakaladı. Sokağın zifiri karanlığı ve caddeyi kaplayan soğuk rüzgar, her zamanki gibi Kayseri’nin sessizliğini koruyordu. Ancak o gece, bir şeyler farklıydı. Hayatımda derinlemesine sorguladığım bir konu vardı: Ekmel varlık delili kimin?
Bu soru beni yıllardır peşinden sürüklüyordu. Kimseye açıklayamamıştım; çünkü herkes bu tür sorulara sadece kaşlarını kaldırarak bakar, sonra başlarını çevirip konuşmaya devam eder. Ama ben, Kayseri’nin karanlık sokaklarında yürürken, o soruya karşı kendimi tamamen teslim olmuş hissediyordum.
Bir yandan çayı karıştırırken, düşündüm: “Hayat gerçekten de bu kadar karmaşık mı?” Kayseri’de büyümek, biraz dar bir alanda solumak gibi. Ama bu dar alanda, her gün biraz daha büyüdükçe, soru işaretlerim de büyüyordu. Ekmel varlık delili, belki de her gün hissettiğim eksikliklere bir yanıt olabilir miydi?
Bir İlk Adım: Yolda Karşılaştığım Bir Yüz
Günler geçtikçe, bu soruyla barışmak için bir şeyler yapmam gerektiğini fark ettim. Kayseri’de yaşamanın getirdiği bir huzursuzluk var; şehirdeki sesler bile farklıdır, insanları izlediğinde gözlerindeki kırgınlıkları fark edersin. Bu, belki de çevremdeki insanlarda gördüğüm eksikliklerle ilgiliydi. Ama bir gün, tam o sırada, o sokakta, o adımda, hayatımda hiç tanımadığım birine rastladım.
Öylesine yorgun, solmuş gözlerle bir bankın kenarına oturmuştu. Gözleri, gözlerimi bulmuş gibiydi. O an bir şey hissettim, sanki o kişi bana bir şeyler anlatıyordu ama ben anlamıyordum. Üzerimde ağır bir yük vardı. Yanına oturmak istemiştim ama bir yanda içimdeki korku, bir yanda da merak beni tutuyordu. Çekingen bir şekilde yanına oturdum, neredeyse hiç sesim çıkmadan.
“Sen de benim gibi kaybolmuş hissediyorsun, değil mi?” dedi. Bu cümle birdenbire içimde patladı. Yani, bu soru bana ne kadar benziyordu! O soruyu daha önce kendime sormuştum. Hem de yüzlerce kez. Ama bu sefer, bu cevap bana bambaşka bir anlam taşıdı. Bunu söyleyen kişi, bana aynı duyguları hissediyordu.
İçimdeki eksiklikleri hissederken, bana “Ekmel varlık delili” konusunu sorgulatacak biri bu kadar basitçe karşıma çıkabilir miydi? Benimle aynı kaybolmuşluğu paylaşan bu kişi, belki de bir anlam taşıyordu.
Gerçekten Var Mıyım?
Kayseri’nin o kasvetli günlerinden birinde, evime dönerken her şeyin yerli yerine oturduğu bir an oldu. Sokakta yürürken, bir parça kar, gökyüzünden usulca düşerken, her şeyin ne kadar geçip gittiğini düşündüm. Yıllarca bu soruyu kafamda döndürüp durdum: Ekmel varlık delili kimin?
Belki de bir süre, bu sorunun cevaplarını aramak için peşinden gitmek gereksizdi. Çünkü gerçekte, bu soru sadece bir arayıştı. İnsan, kendi içindeki boşluğu fark ettiğinde, dışarıda herhangi bir şeyin ona cevap verebileceğini ummaz. Kendimi bulmam, kendi içimdeki “eksikliği” kabul etmem gerektiğini fark ettim. O eksiklik, aslında beni tamamlayacak tek şeydi.
Yine de, bu soruyu bir kenara bırakıp ilerlemek zordu. Kimi zaman, Kayseri’nin kaldırımlarında yürürken, sorunun çok derin olduğunu hissediyordum. Ama aynı zamanda, bu derinlik, bana yeni bir dünya açıyordu. Bir tür özgürlük.
Bir Gün Daha: Sadece Yaşamak
Hayatımda bir an geldiğinde, bu soru, her şeyden çok daha fazla yer kaplamaya başladı. Sadece bir kaybolmuşluk değil, bir umut taşıyordu. Geceleri, penceremin önünde oturup, Kayseri’nin sakinliğinde hissettiklerimle baş başa kalırken, bir şey fark ettim: Belki de ekmel varlık delili, hepimizin içinde, her an var. Bu dünyada var olmamız, bir anlam taşıyan bir “şey”dir. Gerçekten var mıyız? Belki de bu sorunun yanıtı, sadece yaşamakla ilgiliydi.
Ekmel varlık delili, basitçe bir kimlik arayışı değil, daha derin bir şeydi. Hepimiz, Kayseri’nin kasvetli sokaklarında yürürken, bazen kendimizi bulduğumuzu sandığımız o anlarda, aslında en derin soruların peşinden sürükleniyoruz. Ama bir şey var: Yaşamın her anı, bu sorunun cevabını belki de kendi içimizde bulmamız için yeterli.
Benim için bu, bir tür kaybolma hikâyesi. Ama aynı zamanda bir yeniden doğuş, bir içsel keşif. Yavaşça bu kaybolmuşluğu kabul ederken, sorularla yüzleşmek, belki de gerçek anlamda var olmanın bir yoludur. O yüzden, Kayseri’nin soğuk sokaklarında her adımımı atarken, her düşündüğümde bir şeyin farkına varıyorum: Ekmel varlık delili kimin? Belki de bu soruyu sormak, hepimiz için bir başlangıçtır.